KATMANLARINDAKİ YAPRAKLARIN İZLERİ
Levent Çalıkoğlu, 2004
Kendisiyle kozmoz arasındaki ilişkiden yola çıkarak, Osmanlı geleneği süslemeleri ve Batı resmi arasında kurduğu bağların etrafında dönerken, kendi coğrafyalarını da ele almayı ihmal etmeyen, gittiği yerlerle doğduğu yer arasında topografik ilişkileri eliyle yoğurduğu kağıt hamurlarıyla birleştiren; bunu yaparken de, dekoratif sanatlarla uygulamalı sanatlar arasındaki geçişliliklerin peşinden giderek, bu gittiği yolda da, doğal ve ekolojik olanı kendi kültürüyle bağdaştırmayı denerken, hiç de bağdaşik bir görüntüye paye vermeksizin geliştirdiği üslubunu deneylere sokan, kendi kozmosu ile takımyıldızları arasında aralık kapıları genişletmeye çalışan ve bütün bunları sanatlar ve bilimler arasındaki dengede tecrübeye alırken, kendi hesabını tutan, kitaplarda yaprakların izlerinin kimyasını kağıdın kimyasıyla harmanlarken de, resimdeki matematiğin peşinden gidiyor.
Tuvallerdeki sanatçıya ait tomografiler, kurutulmuş çiçekler, haritalar, gelenek ve modernlik arasındaki ilişkileri gündeme getiriyor; tekrarlarla çalışan bir mozaik içinde, nerdeyse bir zikr havasını soluyarak eserleri işleyen sanatçının tekrarlarla geliştirdiği ritmik bağlantılar, bir şekilde, tuvale dağılan yaprakların izlerini, takımyıldızlarını andırıyor. Bu, neredeyse Osmanlı geleneğinin karalamalarında olduğu gibi, hurufat veya çizigiler gibi izler bırakıyor. Tuvale hiyerarşi dışı bir bakış, ön ve arka plan arasındaki perspektife dayanana yaklaşımın dışına çıkma çabası kendisini gösteriyor. Doğa hiyerarşiyi yok ediyor, kendi doğal ölçülerinde yapraklar (tıpkı Büyük Cam’da, M. Duchamp’ın camın arkasına yerleştirdiği sandalyeki gibi) coğrafyanın boyutuna nazaran perspektifi bozuyor. Tekrarlamalarla ilerleyen bir şekilde yapraklar yüzeyi ele geçiriyor ve boyutlararası bir uyumsuzluk ortaya koyarak, Doğu resim geleneğine doğru gidiyorlar.
Tuvallerdeki saydamlık, kapatma, siyah arkasına saklanan yapraklar, yine bu saydamlığı sağlarken üstüste gelen ve birinin diğerini kapattığı figürler soyut ile figürün konturlarını birbirlerine karıştırıyor. Doğan ve batan aylar, yine karanlığın parçaları olarak ikili işleyen tuvallerde bu saydamlığa bulut etkisiyle cevap veriyorlar. Silinmenin ardınada neler kalıyor ?
Ege ve İstanbul haritaları üzerinden işleyen tekrarlarda ancak okunan topografya, laleleriyle merkezi İstanbul’a ve nergislerle de ademi-merkezi bir taşra olarak İzmir’e gönderme yapıyor. Bunlar birer belirsiz haritalar olarak duruyor; ancak dikkatle arkada yatana baktığımızda geriye kalanı görmemiz mümkün oluyor. Silinmiş ve saklanmışın ardında ne var ? Kocaman şehirler ve onların silik ve sembolik tarihleri.
Bu karalamalar, yeniden kurulmak üzere, ana katmandan uzaklaşıyor.Yaprakların damarları gibi kağıdın içinde belli belirsiz yerlerini tekrar alıyorlar. Kişsel bir evreni kuruyorlar. Bu evren ise belli belirsiz olan bir coğrafyayı harekeltlendirip tarih ile şimdiki zaman arasındaki geçişleri sağlıyor. Tuval üzerine blok halinde gelen bu zamansal bütünlük kendi iç parçalarını yine yüzeyde sağlıyor. Katmanlardan oluşan bir yüzey resmiyle karşı karşıya kalıyoruz. Zaman bile yüzeyden akıyor. Bu anlamda da, sanatçı güncel resmin yüzeye ait diliyle bizi buluşturuyor.
Sergideki üç ana eksen; bize, doğanın yok olmaya yüz tutması karşısında geleneğin de silinmekte olduğunu gösteriyor ve bunu haber veren bir el egzersizleri gibi, doğanın ölü parçacıkları olarak yapraklar, Tayfun Erdoğmuş’un tuvallerinde yerlerini alıyorlar. Motifler çiçek figürüyle birlikte süsleme ve karalamayı bir anda yanyana koyuyor. Bu şekilde, sanatçı, Canbazzade Osman Efendi’nin iki yüz yıldan fazla bir zaman evvel gerçekleştirdiği Kat’ı, hem Batı hem de Uzak Doğu’nun bir tekniği olarak dekupe kağıtlarla bize yeniden geri döndürüyor. Yazıya olan bu gönderme, yazı ve resmi birer “çizgi” olarak düşündürüyor. Bunların izleri olarak kalan ölü yapraklar, izi yazının izinde takip ediyorlar, bu da aslında, peşinden gidilen yolun kendisinden başka neyi gösterir. Bu yol Tayfun Erdoğmuş’un tuvallerinde hattın figüre dönüştürüldüğü bir yola dönüşüyor.
|