Tayfun Erdoğmuş'un seyir defteri, 1999 | Ormanın ilkelliğine dönüş yolları, 1996
Katmanlarındaki Yaprakların İzleri, 1999 | Şeffaf Bilinç Katmanları, 1996
 
ŞEFFAF BİLİNÇ KATMANLARI

Levent Çalıkoğlu, 2004

Geçmiş zaman kalıntılarını bilinçdışında bulmak için yeryüzünde dolanan bir bakıştın söz ediyordu Ali Akay, Tayfun Erdoğmuş’un yapıtları üzerine yazdığı yaklaşık sekiz yıl önceki bir yazısında. Yeryüzünden gökyüzüne değil, gökyüzünden yeryüzüne fokuslanan bir bakıştı bu ona göre. Coğrafi haritaları yönsüzleştiren, astronomi bilgilerimizi tersine çeviren bu imge arayışı Akay’a göre, kendi ürettiği şeffaf katmanlarla buluşuyor ve bu sayede ne kadarının ortak ne kadarının da kişisel bellekten beslenilerek oluşturulduğu tam kestirilemeyen bir derinlik bilinci oluşturuyordu.

Tayfun Erdoğmuş’un Galeri Nev’de gerçekleştirdiği yeni sergisi bakış hattının bu sefer oluşumcu bir düzen fikriyle ve hatta neredeyse ampirik gereklilikle ilgilenmeye başladığını gösteriyor. Derinlik bilincinin hem resimsel seyir hem de bellek katmanları olarak daha da billurlaştığı bu yeni sergide Erdoğmuş, bir biyologu hatırlatır titizlikle bitkileri tasnif ediyor, onları bir laborant gibi çeşitli solüsyonlarla karıştırıyor ve daha sonra çoğunlukla kendi ürettiği kağıt tabakaları arasına gömüyor. Yüzeye bir boncuk dizisi veya kendi iç diyalektiğini ele veren bir arabesk gibi istiflenen bu yaprak ve çiçekler kimi örneklerde beden içi topografyası diyebileceğimiz beyin tomografileri ya da eksenleri kaymış gezegen imgeleriyle buluşuyor. Tuvalin yüzeyine yerleştirilen her kat, resmin başı ile sonunu birbirine bağlayan şeffaf perdelerden oluşuyor ve son hamleye kadar biriken tüm katman ve zamanlar yüzeyi saydam bir fresk görünümüne büründürüyor. Dolayısıyla burada yapılan işlem klasik resmin şart koştuğu alttakini gizleme ve onu derinlere gömüp daha sonra yeniden keşfetme eyleminden çok, yüzeyi tüm hamlelerin görülebileceği bir saydamlığa dönüştürme olarak adlandırılabilir. Bu sayede resim orada olduğu için hatırlanılan bilgiyle yol alıyor, her hamlede üreten kişi kendi iç muhasebesiyle karşılaşmış oluyor. Bu sonuç, şeffaf tabakaların kuruması sürerken belleğin sıfırlanmasına ve ressamın kendisini yeni olasılıklara açmasına olanak tanıyor.

Resmin oluşum sürecinin, iç bilince ufak darbelerle dokunması olarak da görülebilir bu üretim biçimi. Tekniğin şart koştuğu kuruma ve bekleyiş, yapıtın bitiş seyri konusunda yeni olasılıklar doğurmakla beraber, esasen üreten kişinin her seferinde dokunduğu yüzeyle yeni baştan yüzleşmesine neden oluyor. Daha önceki müdahalelerini tümüyle gözden geçiren berrak bir karar verme anından söz etmeye çalışıyorum. Erdoğmuş, bu sergideki tüm resimlerde nasıl sonuçlanacağını önceden öngörmediği kendi izini sürüyor, kısa bir yabancılaşma ve nerede kalmıştım sarhoşluğundan sonra -bir sonraki müdahaleye kadar- o anın içine nüfuz ediyor.